Yapıların Dinamik Yükler Altında Davranışları ve Time History
Analizleri
Yapılar ve bu cümleden
olarak köprülerin (ileri) dinamik analizleri, ciddi bir global
deprem kuşağının üzerinde yeralmakta olup, daha geçen birkaç yılda
iki büyük deprem felaketi yaşamış ülkemizde şüphesiz ki en büyük
önemle ele alınması gereken konulardan olmak gerekir. Bu önemine
karşın yapı ve köprü mühendisliğinde ileri dinamik analiz kavramı ve
terminolojisinde yeterli bir uyum ve üniformluk bulunduğu rahatlıkla
ifade edilebilecek bir hususu değildir. Bu nedenle aşağıda çeşitli
dinamik analiz yöntemleri, ve bilgisayar teknolojisindeki hızlı
gelişmeler sayesinde giderek imkan dahiline giren sonlu elemanlar
yöntemiyle direkt entegrasyon ve time-history teknikleri çok özet
olarak açıklanmakta ve firmamızın bu konudaki olanaklarından da
kısaca bahsedilmektedir.
Sürekli ortamların
mekaniğinden bir köprü ve yapının da şüphesiz ki bir örneğini teşkil
ettiği, tam rijit olduğu varsayılamayacak bir maddi sistemin
statik-dinamik yani mekanik davranışının sistemin (hemen daima
mesnetleri de kapsayan) dış yüzeyleri yani sınırlarındaki kuvvet
dağılımı ve/veya deplasmanların bilinebilen veya ölçülebilen
değerlerinden hareketle bir kısmi diferensiyel denklemler takımı
yardımıyla hesaplanabildiği bilinmektedir. Ancak bu
hesaplanabilirlik yani, bu çok tipik sınır değerleri probleminin
çözülebilirliği, bilgisayar teknolojisinin bugünkü seviyesine
ulaştığı son yıllara kadar hemen tamamen sadece bir teorik gerçeklik
olarak kalmış veya en iyimser bir yaklaşımla pür bir akademik uğraş
olmanın ötesinde ciddi bir pratik anlam ve yarar sağlayamamıştır.
Ancak tatbiki mekanikçiler ve mühendisler, hep mevcut olan
ihtiyaçların da baskısıyla, şüphesiz ki boş durmamışlar ve bu “maddi
bir sistemin sınırlarındaki yükler ve deplasmanların dağılımı
altındaki davranışı” çetin problemini çözebilmek için pek çok
yaklaşık yöntemler geliştirmişlerdir. Pek çok sadeleştirme ve
basitleştirmeler denenmiş ve örneğin yapı mühendisliğinin en önemli
bir dalı olarak, kiriş ve kolonlar, çerçeve elemanları gibi çubuk
sistemler ve kabuk ya da diğer yüzey elemanların belirleyici olduğu
taşıyıcı modellere yeterli bir doğrulukta uygulanabilen statik
bilimi bu şekilde doğmuştur. Bu şekilde, bu tekniğin pek çok
uygulayıcısı, yıllarca çoğu zaman yukarıda tanımlanan sınır değeri
probleminin yaklaşık bir çözümünü gerçekleştirdiğinin farkında
olmadan ve profesyonel bir iş olarak, hesaplar yaparak yapılar
tasarımlamıştır.
Oysa bugün, sözü edilen
denklem takımlarının bir nümerik çözüm yöntemi olarak 1950’lerden
beri bilinmekle beraber, teknolojik yetersizlikler nedeniyle
bizatihi kendisi de teorik bir ilgi alanının ötesine geçememiş olan
sonlu elemanlar yöntemi sayesinde, sadece çubuk sistemleri veya
kabuk ya da diğer yüzeysel eleman içeren modeller değil, akla
gelebilecek hemen her türlü maddi sistemin değinilen mekanik
davranışını çözmek imkân dahilindedir. Bugüne kadar yalnız çubuk ve
yüzey elemanlarına ayırma şeklinde uygulanabilmiş olan
diskretizasyon yani bölme, şimdi piramit, küp, prizma, kesik prizma
ve daha pek çok şekillerdeki, istenildiği kadar küçük ancak yine de
“sonlu” boyutlardaki “elemanlar” la gerçekleştirilebilmekte ve
dolayısıyla da hemen her türlü form ve özellikteki sürekli ortama
veya maddi sisteme uygulanabilmektedir.
Sürekli ortamlar ve
maddi sistemlerin dinamik davranışlarının analizinde de, yine
bilgisayar teknolojisindeki gelişme bağlamında açıklanabilecek bir
gecikmeyle olmakla birlikte, oldukça paralel bir değişim ve ilerleme
yaşanmıştır. Son bir kaç yıla kadar, gelişmiş kompleks programlarla
çözülebilen dinamik analizlerin bile, çubuk sistemlerin klasik
linear yapı dinamiğinden ibaret kaldığını söylemek bir abartı
olmayacaktır. Bu anlamda adı geçen klasik linear yapı dinamiğinin
problemin en genel çözümü meselesindeki konumu, çubuk sistemlerin
yapı statiğinin en genel sınır değerleri problemindeki pozisyonu ile
aynıdır. Bu şekilde modellenen ve zorunlu olarak pek çok
yaklaşıklıklar içeren lineer yapı dinamiği özünde çok
basitleştirilmiş bir modal spektral analizinden başka birşey
değildir. Çoğu zaman problem ,daha baştan yapılan basitleştirmelerle
(kütlelerin önemli bulunmayanlarını ihmal etmek, diğerlerini ise
uygun konumlarda noktasal olarak toplamak ve nihayet hesabedilecek
deplasmanlarla, kuvvet veya ivme şeklindeki dış yükleri uygun
şekilde çakıştırmak gibi) sistemin öz vektörleri bazında ifade
edilmekte ve böylece daha baştan çok önemli ve zor mahiyetteki öz
vektör belirleme problemi elimine edilmiş veya iyice
kolaylaştırılmış olmaktadır. Damping (sonümleme) için yapılan ilave
kabuller ve basitleştirmelerle problem bu şekilde birbirlerinden
ayrılmış (dekuple edilmiş) çok sayıdaki tek serbestlik dereceli yay-damper
sisteminin titreşimi hesabına icra edilmektedir. Daha sonra genel
çözüm, öngörülmüş linearlik varsayımının sağladığı süperpozisyon
imkanı sayesinde, bu ayrı tek serbestlik derecelerindeki (ayrı
modlardaki) salınımların toplamı şeklinde ifade edilmektedir.
Oysa son bir kaç yıldan bu yana, aynen statik sınırdeğeri
problemlerinin çözümünde olduğu gibi, sonlu elemanlar tekniği
sayesinde hemen hemen her türlü formdaki sürekli ortamlar ve maddi
sistemlerin dinamik davranışını hesabetmek mümkündür. Bu madde
başında açıklanmış olan en genel sınır değeri probleminin sonlu
elemanlar tekniğinde
ifade edilişi, bilindiği üzere,
MŰ(t) + CÚ(t) + KU(t) = R
(t)
(1)
şeklindedir. Burada
U(t) sonlu elemanlar
sistemindeki düğüm noktalarının (Gaus noktalarının) deplasmanlarını
gösteren ve zamana bağlı n boyutlu deplasmanlar vektörünü
R(t) ise aynı noktalara
indirgenmiş eşdeğer dış yükleri (bunlar örneğin deprem yer ivmesi
sismogramları ve zamanın istenilen fonksiyonları şeklindeki yine n
boyutlu kuvvetler vektörü olabilir.) göstermektedir. Bağıntıda
M, her bir sonlu
elemanın kütlesinin ilgili Gaus noktalarına dağıtılmasıyla elde
edilen nxn boyutlu kütle matrisini,
C benzer şekilde nxn
boyutlu sönümlenme ve K’da
statik problemlerin çözümünden iyi bilinen yine nxn boyutlu rijitlik
matrislerini göstermektedirler.
Bu açıklamada bahsi
geçen n sayısı oluşturulan sonlu elemanlar modelinin serbestlik
derecesini göstermekte olup, bilgisayar teknolojisindeki muazzam
gelişmelere paralel olarak bu sayının bir milyona kadar ulaştığı
sistemler bile bugün uğraşılabilir problemler sınıfındadır.
Bahsedilegelen teknik
gelişmeler bugün artık,
yukarıdaki temel bağıntıyı daha başka ilave sadeleştirmelere
gitmeden çözebilme imkanını sağlamış bulunmaktadır. Bu nedenle de
dinamik davranışların bu şekildeki etüdüne
Direkt İntegrasyon
yöntemleri de denilmektedir. Burada bir integrasyondan bahsedilmesi
bağıntıda yeralan zaman
değişkeni nedeniyledir.
Yani yeteri kadar küçük her bir zaman dilimin de meydana gelen
deplasmanlar ve bunlara bağlı gerilme ve diğer zorlamalar ayrı ayrı
çözülmekte ve böylece bu deplasman
ve zorlamaların zamana bağlı grafikleri elde edilebilmektedir.
Bu nedenle adı geçen bu direkt integrasyon
yöntemleri bazen Zaman
Tarihçesi analizleri şeklinde de isimlendirilmektedir.
Bu analizlerin artık
geometrik linearitenin geçerli olamayacağı büyük deplasmanlar
altında (Euler ve Lagrange formulasyonları) ve linear elastik
olmayan malzeme modelleri ile
gerçekleştirilmesi de mümkün olup, bu modellerin gitgide
gerçeğe daha çok yakınlaşmasını sağlayan önemli bir husustur.
Özellikle programlara konulmuş çok sayıda plastik ve nonlinear
malzeme modelleri yanında, kullanıcının kendisine de bu özellikleri
tanımlama imkanları sağlanmaktadır. Farklı malzemelerin arayüzlerini,
mesnet şartlarını ve yay etki ve katsayılarını uygun bir şekilde
simüle edebilmek için çok çeşitli teknikler geliştirilmiş olup
başarıyla uygulanabilmektedir.
Firmamızın bu amaçla
kullanmakta olduğu Lusas
paketi, açıklanmakta olan bu özelliklerin hemen tamamına
sahiptir. Program
bunların yanında, yüzeylerin birbirleri üzerinde kaymalarını ve
çarpma etkilerini simüle edebilmekte, hasar analizlerini
gerçekleştirebilmektedirler. Program, malzemelerin yorulması ve
hysterisis devirlerini modellere katabilme hususunda sürekli gelişim
göstermekte olup, bu ikinci hususun, malzemenin sürekli olarak
yüklendiği deprem analizlerindeki önemi açıktır. Bu çeşit programlar
yardımıyla çerçeve ve çubuk sistemlerin nonlinear pushover
analizlerinin yerine de, daha sofistike ve gerçekci modeller
���������zerinde time history çözümlerinin uygulanabileceğini ifade etmek
bugün artık mümkündür.
Lusas ve hatta daha da
ileri ve gerçekten teknolojinin sınırındaki programlar yardımı ile
direkt integrasyonun merkezi farklar esasına dayanan ve genellikle
problemin çok küçük zaman dilimlerine ayrılmasını gerektiren
“explicit” çözüm
yöntemleri yanında, daha geniş zaman aralıklarının kullanılabildiği
ve stabil bir şekilde yakınsama sağlayabilen güvenilir
“implicit” tekniklerin
kullanılması da mümkündür. Çözüm sürelerinin makul büyüklükteki
maddeler için artık 1 saatin altına kadar inmesi, kullanıcıyla bu
farklı yaklaşımların her ikisini de sınayıp sonuçları karşılaştırma
imkanı vermekte ve bu şekilde çözümlerin güvenilirliği de sürekli
olarak artmaktadır.
Sözü edilen yöntemlerle
yukarıdaki temel (1) denklemlerinin nonlinear malzeme modelleri için
bile modal spektral yöntemlerle de çözülebilmesi mümkündür.
Bilindiği gibi bu yöntem sözkonusu denklemlerdeki M, K ve C
matrislerinin bant genişliğini azaltmak ve hatta mümkünse diagonal
hale getirmek amacıyla
U= PX
(2)
gibi transformasyonun
uygulanması esasına dayanmakta olup bu da bizi
Kø = w2 Mø
(3)
genelleştirilmiş
özvektör problemine getirmektedir. Esasında n serbestlik derecesi
100 binler hatta milyon mertebesine ulaşan bir sisteminin
øn
özvektörleri ve wn
özdeğerlerinin belirlenmesi
(1) bağıntılarının integrasyonundan çok daha kolay bir şey
olmayıp, teknolojinin bugünkü seviyesinde bu yöntemle kazanılmakta
olan fazla bir kolaylıktan bahsetmek te doğru değildir. Ancak,
bugünkü hesap (computation) imkanlarının mevcut olmadığı önceki
yıllardan kalma bir alışkanlıkla ve özellikle linear yapı dinamiği
problemlerinde geçerli olmak üzere, sistemin modal frekansları
anlamına gelen wn
özdeğerlerinin ilk (en küçük) birkaçtanesi ve bunlara karşı gelen
aynı sayıdaki özvektör yani, modal şekil fonksiyonları ile
yetinilecek olursa, sözkonusu yöntemle kazanılan bir çözüm
kolaylığından bahsetmek mümkündür.
Bu çekincelere karşın
modal analizin, özellikle yapılar için dinamik davranışın analizine
bilinen ve alışılmış güzel bir yorum getirmekte olduğu kabul
edilmesi gereken bir husustur. Bu düşünceyle devam edilecek olursa
(3) den elde edilen n kadar (serbestlik derecesi kadar)
øn
özvektörünün matrisi
ø ile gösterilirse
P=
ø
(4)
olmakta ve (1) yerine
problem
X (t) + C1 X (t)
+ W2X
(t) = øT R(t)
(5)
ye icra edilmiş
olmaktadır.
Bu denklemdeki yeni
C1
sönümleme matrisi öncekinden
C1 = øTCø
ile elde edilmekte olup
W2
ise
wi modal
frekanslarının (özdeğerlerinin) karelerinin diagonal matrisidir. Bu
şekilde sönümleme ihmal edilirse veya
C1
yerine hemen daima yapıldığı üzere bir diagonal matris
kullanılırsa, 5 denklemleri linear yapı dinamiğinin bilinen,
birbirinden bağımsız n kadar tek serbestlik dereceli yay-damper
sisteminin titreşimi problemine dönüşmektedir.
Böyle tek dereceli bir
sistemin deplasman, hız ve ivme değerleri ise bilindiği üzere
Duhamel çözümü ile doğrudan belirlenebildiği gibi bunların maksimum
değerleri øT R(t)
ye karşı gelen respons spektrasından doğrudan elde edilebilmektedir.
Yine hesaplamanın daha güç olduğu yıllardan kalma alışkanlıkla
pratikte daha çok, R(t)
gibi istenilen herhangi bir dış etki yerine, örneğin deprem
analizlerinde yapıldığı gibi, bir çok yer sarsıntısından sağlanan
deneyimi ksapsayan ve bir anlamda onların bir zarfı durumundaki,
mevcut zemin sınıflarından uygun olanına göre belirlenmiş bir
tasarım respons spektrası (design respons spektra) esas alınmakta ve
böyle bir diagraman wi
frekans için elde edilen maksimum deplasmanın değeri Sui
ise yine yaklaşık olarak, hız ve ivmenin yaklaşık değerleri
Svi = wi Sui
Sai = wi2 Sui
ile hesaplanmaktadır.
Bu Sui
değerlerinin salınımın genliği mahiyetindeki itibari deplasman
(pseudo-displacement) veya hız, ivme v.s. büyüklükleri olduklarını
ve gerçek modal değerlerin bunların
+ ve – değerleri arasında salındıklarını düşünmek daha doğru
olacaktır. Xi(t)
değerlerinin Duhamel integrallerinden zaman tarihçeli olarak
hesaplanmaları yerine, bu şekilde respons spektra diagramlarından
sadece en büyük değerlerinin alınması, tüm serbestlik dereceleri
için bu en büyük değerler aynı t anında geçerli olmadığı için,
bunların superpozisyonu sorununu gündeme gelmektedir. Değinilen
nedenle eğer r(max)i
bir büyüklüğünün respons spektrasından
wi frekansı
için belirlenen (en büyük)değeri ise
bunların bileşkesi, bilinen linear superpozisyon yerine,
özvektörlerin orthogonal olmalarından esinlenen bir yaklaşımla,
örneğin,
r(max)
=
Öå r(max)i2
i=1
gibi bir yöntemle
hesaplanmaktadır. Analizin daha kesin bir çizgide ısrar edilerek
devam ettirilmesi yani
Xi(t)
çözümlerinin Duhamel integralleri ile belirlenmesi halinde ise
bilinen linear superpozisyon uygulanarak
U = øX (t) yani
Ui =
åøij Xi(t)(t)
j=1
bağıntısıyla U
deplasman değerleri elde edilmektedir.
Lusas Programında yukarıda
ana hatlarıyla açıklanmaya çalışılmış bulunan moal spektral analiz
oldukça modern ve eksiksiz bir şekilde gerçekleştirilebilmekte, çok
gelişmiş özvektör ve özdeğer hesaplama yöntemleriyle birlikte farklı
birkaç superpozisyon tekniği uygulanabilmektedir. Lusas ve benzer
programlar, genel olarak, yine yukarıda özet olarak açıklanan
respons spektra analizi gibi daha yaklaşık ve pratik yöntemlere de
yer vermiş bulunmaktadırlar.
Görüldüğü üzere, sonlu
elemanlar yöntemi ve bu tekniğin önemli bir örneği kabul
edilebilecek Lusas gibi
programlar yardımıyla, statik problemlerde olduğu gibi, en karışık
üç boyutlu nonlinear ve plastik maddi sistemlerin, deprem
sarsıntıları da dahil olmak üzere, istenilen her türlü hareketli ve/veya
zamana bağlı dış yükler altındaki dinamik davranışları
çözülebilmektedir. Şüphesiz ki, bu çözümlerin sıhhati, oluşturulan
modellerin gerçeğe yakınlığı ile sınırlıdır. Ancak bunu sağlamak
amacıyla direkt integrasyona dayalı time-history analizlerinin
sağlamakta olduğu imkanlar asla küçümsenmeyecek boyutlarda olup
giderek te artmaktadır.
Yine de bu yöntemler ve
yazılımlarla dinamik analiz ve bu bağlamda Deprem Tasarımı
probleminin kesin olarak çözülmüş olduğu gibi bir sonuca atlamak
ciddi bir yanılgı olacaktır. Gerçekten de bu yöntem ve yazılımlarla
sağlanan, inceleme konusu yapı ya da sisteminin belirli dış yükler
altındaki bazı dinamik davranışlarının, yani bu yükler altındaki
deplasmanlar, gerilmeler ve benzeri zorlamaların mertebeleri
hakkında daha sağlam bir fikir sahibi olmak şeklinde ifade
edilebilir. Oysa projelendirme sözkonusu dış etkilerin (örneğin
tasarıma esas sarsıntının) formu ve büyüklüğünden, belirlenen
zorlamalar altında kesitlerin tasarımına kadar daha pek çok
belirsizlik ve karar verme s���recini içermekte ve barındırmaktadır.
Her ilave bilginin karar vermeyi kolaylaştırmadığı, aksine bazen
sıkça, zorlaştırdığı ise kabul edilmesi icabeden bir gerçek
mahiyetindedir. Deprem tasrımı gibi hayati bir konuda geleneksel
yaklaşık ve emniyetli olduğuna inanılagelmiş yaklaşımlar ve
şartnamelerden az-çok uzaklaşan her yöntem ve ilave bilgi, ne kadar
analitik çözümler ve ileri tekniklere dayanırsa dayansın karar
vermede bir tereddüt ve tedirginliğe neden olabilecektir. Yukarıda
sözü edilen programların en ileri analiz teknikleri yanında, respons
spektra metodu gibi daha yaklaşık yöntemleri de muhafaza ediyor
olmaları da, bu nedenle, benzer bir “kazanılmış deneyimleri muhafaza
etme” kaygısıyla açıklanabilir.
Şu halde en son teknolojilerin misalleri olan bu çok sofistike sonlu elemanlar paketlerinin sağladıkları gerçekten ileri dinamik analiz imkanlarından yararlanmak, çok umit verici ve yararlı olmakla birlikte, en azından henüz, bu yöntemlerin mevcut daha geleneksel ve deneyim ve şartnamelere daha çok dayanmakta olup muhtemelen de daha emniyetli olduklarına inanılan tekniklerle birlikte değerlendirilip kullanılmaları ihtiyacı vardır.
