DAHA İYİ GELECEKLER İÇİN MÜHENDİSLİK YAKLAŞIMI

 

TEKNİK MÜŞAVİRLİK MESLEĞİNİN TALEP ve DEĞER YARATMA SORUNU

 

Ülkelerin Gelişmişliği ve Teknik Müşavirliğe Talep

Ülkelerin gelişmişliğinin mevcut pek çok tanımı ve gelişmişliği bu tanımlara bağlı olarak ölçme ve sayısal olarak ifade etme yöntemleri arasında, herkesin kendi mesleğine en uygun olan ve ona yaptığı işi önemseten bir tanesini seçip benimsemesi doğal sayılmak gerekir. Şimdi izninizle ben de öyle yapacağım: Buna göre, bir ülkenin gelişmişliği ve özellikle kalkınmışlığını, Araştırma, Geliştirme, Planlama, Tasarım ve Teknik Müşavirliğe verilen önem ve bu hizmetlerin ekonomide sahip oldukları pay yardımıyla tanımlayıp ölçmek sanırım en azından şu an beni dinlemekte olan meslektaşlarımı kızdırmayacaktır.

Ancak bu çok genel tanımlamadan bunun önerdiği ölçümlemeye geçebilmek hiç te kolay gözükmemektedir. Bu kapsamda akla gelen ilk yaklaşım, teknik müşavirlik sektörünün, ülke gayri safi milli hasılasındaki payını bir ölçü kabul etmek şeklindedir. Ne var ki bu şekilde ölçülecek teknik müşavirlik sektörü, milli gelirin düşük olduğu bir ülkede, yüksekçe oranda bir paya sahibolsa bile, yeterli ve sağlıklı bir hacim ve büyüklüğe ulaşmamış olabilecektir. Bunun yanında, fakir bir ekonomide bile önemsenme ve benimsenme derecesine işaret etmesi açısından önerilen şekildeki bir pay oranının, tamamen anlamsız ve yetersiz bir ölçü oluşturmayacağı da ortadadır.

Öte yandan önerilen bu basit haliyle bile söz konusu ölçü için ülkemiz bir yana, ABD ve Avrupa için bile geçerli istatistiklerin elde edilmesi, sınıflanması ve sağlıklı kabul edilebilecek sonuçlara ulaşılabilmesi hiç de kolay değildir. Yeterli istatistiklerin elde edilebilmesindeki güçlüğü yanında, sistematik bir sınıflama yani hangi hizmetlerin, hepimizin benimseyebileceği bir şekilde, teknik müşavirlik kapsamına alınabileceği bile çok karmaşık ayırma ve çapraz değerlendirmeleri gerektiren zahmetli bir araştırma niteliğindedir. Örneğin bilgisayar ve yazılım mühendisliğinin de kapsam içine alınması, bu meslek mensuplarının da onları pekala, teknik müşavirlik birliklerine üye yapacak aktiviteler yürütmelerine karşın, günümüzde giderek ulaştıkları büyük hacimler nedeniyle,diğer teknik tasarım ve danışmanlık alanlarını gölgede bırakacaktır. Bu listeyi daha bir çok yüksek teknoloji ve uzmanlık alanı ile genişletmek te mümkündür.

Bu düşüncelerle yapabildiğim araştırmalar ve internette harcadığım bir günün sonunda ulaştığım kanaat, başlıca bina, her türlü inşaat ve tesisat mühendisliğine yönelik planlama, tasarım, proje yönetimi, yapım kontrollüğü gibi daha yerleşik ve geleneksel Teknik Müşavirlik hizmetlerinin ABD’de bugün milli gelirden % 0.75 ila 1 arasında bir pay almakta olduklarıdır. Avrupa ülkeleri için de benzer bir yaklaşımın geçerli olduğunu varsayarsak, şu halde bunları gelişmiş ülkeler için geçerli ve ülkemizdeki gerçekleşmenin kendileri ile kıyaslanabileceği referans ölçüler olarak kabul etmek mümkündür. Ülkemiz için benzer bir orana ulaşmakta kullanılabilecek sağlıklı istatistiklerin varlığı ve elde edilebilirliğinin daha sorunlu olduğu ortadadır. Kayıt dışı ekonominin bilinen büyük ağırlığı nedeniyle teknik müşavirlik gelirlerinin kendisine oranlanacağı ülke milli geliri bile bir anlamda belirli değildir. Ancak oranlama, gerçek satınalma  gücüyle belirlenen değerin ancak yarısı kadar olduğu ifade edilen nominal toplam milli gelir üzerinden yapılsa bile, örneğin toplam inşaat sektörünün büyüklüğü üzerinden yapılacak bir hesaplama ile, Türkiye’de,teknik müşavirliğin milli gelir üzerinden almakta olduğu payın % 0.3 altında olduğu kesin ve % 0.15 ‘e bile ulaşamamakta olduğu ise oldukça muhtemeldir. Buna göre, ülkemizde teknik müşavirlik sektörünün, gelişmiş ülkelere göre zaten en az 4-5 defa daha düşük olduğu bilinen fert başına milli gelirimizden, oransal olarak ta yine an az 3 defa daha az pay almakta olduğunu ifade etmek yanıltıcı olmayacaktır.

 

Diğer taraftan inşaat sektörünün, milli gelir içerisindeki payı 1997 yılındaki % 6 büyüklüğünden 2003 yılında % 3 gibi vahim olarak nitelenebilecek değerlere gerilemiş olmakla beraber, gelişmiş ülkelerdeki oranların, zaten olması gerektiği gibi yer yer üzerinde, veya en azından onlarla aynı seviyededir. Şu halde ülkemizdeki inşaat faaliyetlerinde teknik müşavirlik hizmeti kullanımı da, bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde, gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında yine en az 3 defa daha düşük seviyelerdedir. Buna göre denilebilir ki, bizim inşaatlarımız, ileri ülkelere göre, tırnak içerisinde ifade edilirse, “öyle pek planlanıp tasarımlanmamakta” veya “birazcık veya hiç kontrol edilmemektedir”. Planlama, tasarım ve kontrol süreçlerinden geçtiğini söyleyebileceğimiz imalat ve inşaatlarda ise, bu müşavirlik hizmetlerinin tüm proje bedelinden aldığı pay, ileri ülkelerde hep % 5’in üzerinde ve yer yer % 10’lara kadar ulaştığını bildiğimiz değerlere karşılık hemen daima % 2-3’ün altında olup, özellikle bu günlerde hayret edilecek bir şekilde  % 1’in de hayli altına gerilemiş bulunmaktadır.

 

Yani kesin olarak ifade edilebilecek olan şey, ülkemizde teknik müşavirliğe olan talebin gelişmiş ülkelere kıyasla çok düşük olduğu, ve konuşmamın başında sunmuş bulunduğum kritere göre de gelişmişlik çizgisinin çok gerilerinde yeraldığımızdır.

 

2003 Yılı ve Yeni İhale Yasası

Değerli arkadaşlar, teknik müşavirlik ve hatta daha geniş anlamda ifade edilebileceği üzere mühendislik mesleğine olan bu talep düşüklüğü, ilk bakışta, öncelikle bizleri ilgilendiriyor gibi gözükse de, ben eminim ki aslında tüm ülkemiz için çok ciddi bir sorun mahiyetindedir.

 

2003, bu açıdan bakıldığında, Teknik Müşavirlik Mesleği için bu sağlıksız ortam ve diğer kök sorunların neden olduğu bir çok olumsuzlukların iyice görünür hale geldiği bir yıl olmuştur. Yeni İhale Yasası bu görünür hale gelmeyi adeta tetiklemiş ve bu nedenle bir çoğumuz tarafından sanki kök sorunun kendisiymiş gibi algılanmıştır.

Şüphesiz ki yeni ihale yasasının teknik müşavirlik ve genel olarak mühendislik mesleği için çok ciddi olumsuzluklar içeren hüküm ve özellikleri mevcuttur. Örneğin bu yasanın hazırlanışında teorik olarak öngörülmemiş olsa bile, pratikte en ucuz  teklifin en uygun teklif olmasına denk düşen hükümleri ve uygulanışı biraz önce değindiğim tetiklemenin başlıca nedenlerindedir. Bilindiği üzere, Kamu İhale Yasasında, geçen yıl yapılan bir değişiklikle, Teknik Müşavirlik faaliyetlerinin planlama ve tasarıma yönelik çok temel ve en önemli bir bölümü, isteyen herkese açık bir hizmet alımları kapsamına sokulmuştur.En ucuz teklifin en uygun teklif kabul edilmesinin esas addedildiği bu hizmet alımlarında, katılımcıların o iş için teknik yeterlilik ve uygunluklarından önce mali teklifleri yani önerdikleri fiyatların açılıp görülmesi, ne teknik müşavirlik ve aslında ne de hiçbir meslek için anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Şimdi bu ifratı, düşüncede bir an için daha da ileri götürsek, eğer tabiplik mesleğini düzenleyen yasa ve yönetmelikler müsade etse veya ediyorsa, açık kalp ameliyatları da açık hizmet alımı ihaleleri ile mi gerçekleştirilecek ve bu ihalelerde katılımcıların diploma ve ehliyetlerinden önce önerdikleri ameliyat ücretleri mi değerlendirilecektir? Komik görünüyor ama az da olsa buna benzer bir durum gerçekleşmiş ve 2003 yılında bir hastahane, açık hizmet alımı yöntemiyle “hasta da taş kırma işlemi yaptırılacaktır” başlığı altında ihaleye çıkmıştır. Bu duyuruyu ben resmi gazetede bizzat kendim okudum. Değerli arkadaşlar, bu yanlışlığa ve ifrata en kısa bir zamanda son verilmesinin zaruretine dair ilave tek bir kelimeye dahi gerek görmüyorum.

Dolayısıyla, konusu ve niteliği ne olursa olsun,  her türlü hizmet alımının, mali tekliflerin, yeterlilik ve uygunluğun incelenmesinden önce açılıp değerlendirilmesi gibi akılalmaz bir yanlış uygulamadan arındırılmalarındaki mutlak zaruret bir yana, İdareler, teknik müşavirlik hizmetlerinin sağlanmasında yasadaki son değişikliğe rağmen, halen kendilerine tanınan ve kendi seçimlerine tabii danışmanlık ihalesi yöntemine behamahal dönmelidirler.

 

Değerli arkadaşlar, ihale yöntemi ve en uygun değerin belirlenmesi ile ilgili bu olumsuzlukların  yanında, yeni ihale yasasının, adeta yalnız teknik müşavirlik mesleğini hedef alan ve anlamakta gerçekten güçlük çektiğim diğer bir uygulaması da meslektaşlarımızı 2003 yılında ciddi şekilde zorlamış olup bundan sonra da daha çok baş ağrıtma istidadındadır.

Yeni yasaya göre katılacakları ihalelerdeki benzer iş ehliyetlerini kanıtlarken, beş yıldan önceki deneyimlerinin çöpe gittiğini gören firmalar, bir yerde haklı olarak, panikleyip, bazen, hangi şartlar altında olursa olsun, yeni bir iş edinme telaşına girmişlerdir. Aynı süre, yapım ihaleleri için bilindiği üzere 15 yıldır.

Değerli arkadaşlar, deneyim ve bilgi sadece teknik müşavirlik mesleğinde mi 5 yılda eskiyip kadük hale düşmektedir? Bugün, hepimiz biliyoruz ki, mühendisliğin pek çok dalında kullanılan kılavuzların, şartnamelerin hemen tamamı büyük oranda 5 yıl öncesi bir yana, 1950 ve 60’larda mevcut bilgi birikimi ve dağarcığına dayanmakta, ve birkaç yılda bir sadece çok sınırlı kapsamlı ilavelerle revize edilmektedir. Bu bilimsel ve temel bilgiler için hemen tamamen böyle iken mühendislik rutinleri ve yöntemleri için bile büyük ölçüde geçerlidir. En ileri ve yüksek teknolojiler ve örneğin bilgisayar ve informasyon bilimi ve mühendisliğinin kendisi ve bu alandaki Araştırma-Geliştirme çalışmalarında bile, 5 yıl önceki bilgi ve deneyimi geçersiz varsaymak, komiklik derecesinde sınırlayıcıdır. Hatta size, son yılların en gözde konusu ve modası kalite yönetiminde bile, kaliteyle ilgili hemen herşeyin 1930’ dan önce söylenmiş olduğunu iddia eden yepyeni kitaplar ve yazarlar önerebilirim. Kaldı ki teknik müşavirlik firmalarının taliboldukları işleri kendileri vasıtasıyla yürütüp gerçekleştireceklerini önerdikleri mühendis ve teknik elemanlar için, böyle anlamsız bir sınırlama öngörülmemiş olup, onların tüm meslek hayatları boyunca edinmiş oldukları bilgi ve deneyim geçerli kabul edilmektedir. O halde sadece teknik-müşavirlik firmalarına yönelik olduğu görülen bu sıkıştırmanın nedeni ve amacı ne olabilir? Ülkemizde bu mesleğe olan talebin ve firmaların iş edinebilme fırsatlarının hiç imrenilemeyecek durum ve boyutlarını biraz önce açıklamaya çalıştım. Hal böyle iken, ve bilgi ile deneyimin beş yılda eskimesi söz konusu bile edilemeyeceğine göre firmaları olsa olsa sadece yeteri sıklıkla iş yapmamış olmakla cezalandırmaya kalkmak nasıl izah edilebilir? Bir yandan, yine biraz önce değinmiş olduğum üzere, adeta ilgili ilgisiz herkesi ihaleye davet ederek vahşi rekabetin kapılarını sonuna kadar açarken, diğer yandan bir konuda zar zor ihtisas sahibi olabilmiş bir kuruluş için onun en önemli ve değerli sermayesi olan deneyiminin önüne açmakta olduğu fırsat aralığını sudan bir sebeple kapatmadaki çelişki nasıl açıklanabilir? Bu güne kadar benim bu sorulara verildiğini  duyduğum tek cevap, söz konusu zaman aşımı süresinin Avrupa Birliği tarafından şart koşulduğu şeklindedir. Diğer yandan, Avrupa Yatırım Bankası tarafından kredilendirilmekte olup, dolayısıyla şartları da aynı kuruluş tarafından dikte ettirilen ve halen ön yeterlilik aşamasında bulunan dört adet karayolu yapım kontrollüğü işinde aynı süre 15 yıl olarak belirlenmiş bulunmaktadır. Bu durumda Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Birliği ilkelerine aykırı harekette mi bulunmaktadır? Yoksa istenirse öyle, istenirse böyle mi davranılmaktadır!.

 

Değerli arkadaşlar, ister Türk ister Avrupalı, kim tarafından söylenip icra edilirse edilsin, yanlış yanlıştır. Bu uygulama da bariz ve teşhisi zor olmayan bir yanlış durumundadır. Ve doğada entropi artmaya, temel yanlış ve düzensizlikler yayılmaya, bozmaya eğilimlidir. Bir taraftan, bir bardak tertemiz suya bir yerinden mürekkep damlatıp, diğer taraftan suyun pırıl pırıl kalmasını bekleyemezsiniz. Entropi artar, mürekkep yayılır ve su kirlenir. Ve o kirlenmiş suyu temizlemek, arıtmak için sonra çok ama çok uğraşırsınız. Bu tür yanlışlar en iyisi hiç yapılmamalı, yapılmışsa da bir an önce kaldırılmalı ve düzeltilmelidir.

Peki Kök Sorunumuz İhale Yasası mı?

Değerli arkadaşlarım, değindiğim bu apaçık olumsuzluklarına karşın ben, mesleğimizin esas ve kök sorununun elbetteki yeni ihale yasası olmadığını düşünüyorum. Bana göre Teknik Müşavirlik Mesleğinin, esas sorunu, konuşmamın başında ortaya koymaya çalıştığım talep yetersizliğidir. Evet açıkça görülmektedir ki, ülkemizde teknik müşavirlik mesleğine karşı talep yerleşmemiş durumda ve az seviyede olup, halen bizim yaratmış olduğumuz arz bu  talebe fazla gelmektedir. Bir iki yıldır izlenen amansız rekabeti ve bir çok işin ancak akıldışı olarak nitelenebilecek fiyatlarla alınmasının en sağlıklı yorumu sanırım bu olmalıdır. Öte yandan söz konusu bu arz-talep dengesizliği, diyebiliriz ki, kendisini doğuran sebeplerin birbirlerini dairesel olarak besleyip büyütmekte oluşları bir anlamda linear olmayan ya da ancak kısmen linear bir problem mahiyetindedir. Böyle olunca arz-talep dengesizliğinin birbirini tetikleyip besleyen sebeplerini, esas kök sorunlar ve kaynak olarak nitelemek doğru olacaktır ki, mesele ancak bu etkileşim ve birbirini besleme fasit dairesinin kırılması ile sağlıklı olarak halledilebilecektir. Ben değindiğim bu birini doğuran-besleyen ve azdıran faktörleri aşağıdaki gibi açıklamak istiyorum.

 
Teknik Müşavirlik Tabiatı Gereği Kolay Talebedilen bir Hizmet Değildir.

Teknik Müşavirlik hizmetleri, yapım kontrollüğünden geriye doğru, ayrıntılı tasarım, ön tasarım, fizibilite ve planlama aşamalarına kadar, artan soyutluk derecelerine sahip  ve özünde kalite yönetimi sistematiğinin elemanları ve vasıtaları durumundaki faaliyetler olup, tıpkı kalite yönetiminin kendisi gibi anlaşılmaları, gerekliliklerine tam olarak inanılması ve önemsenip takdir edilmeleri göreceli olarak zordur. Bu zorluk ülke ve toplumların gelişmişlik dereceleri ile doğrudan orantılı olup, konuşmamın başında bunları özdeşleştirerek, değindiğim takdir ve önemsemeyi, gelişmişliğin bizatihi bir tanımı ve ölçüsü olarak sunmam da bu esasa dayanmaktadır.

                

Bu açıdan irdelemeye biraz daha devam edersek, bu soyut mahiyetli ve olumlu-olumsuz etkileri ancak bir çok aşamalardan ve uzunca sürelerden sonra yine de zaman zaman ancak nispeten ince analizlerle dolaylı olarak anlaşılabilen faaliyetler, fertlerin ve toplumların öncelikli talep ve gereksinimleri arasında kolaylıkla yer almamaktadır. Onlara duyulabilen ihtiyaç, ölüm korkusuyla doktora sığınan bir hastanın veya başı dertte olduğu için avukatı ya da muhasebecisine kaçan kimseninki gibi bir kaçınılmazlık ve aciliyet algılanışına sahip olmayıp, çok daha kolay bir şekilde ertelenebilmekte veya büsbütün vazgeçilebilmektedirler. 

Bu hizmetlerin önemini bize göre çok daha erken kavramış gelişmiş toplumlarda bile, örneğin “Altı Sigma İçin Tasarım” (Design For Six Sigma,DFSS) gibi en yeni ve modern kalite yönetim tekniklerinde, imalat ve servislerin baştan planlanması ve tasarımına en hayati ve birinci derecede önemi vermeye başlamaları zaman almıştır. Bu gün ulaşılan noktada ise, mamülün çeşitli numunelendirme yöntemleri ile test edilerek, uygun olmayanların reddi ve/veya buradan başa dönerek aksaklıkların ve sebeplerin teşhisi ve düzeltilmesi anlayışına dayalı yaygın kalite kontrolü sistemi yerini, giderek, tüm sistemin daha baştan sıfır hataya erişimi sağlayacak şekilde planlanıp tasarımlanmasına azami zaman ve kaynak ayrılması anlayışına bırakmaktadır.

Bu Nedenle Teknik Müşavirliğe Talep Büyük Ölçüde Yasa ve Regülasyonlarla sağlanmaktadır.

Açıklanan bu mahiyetleri nedeniyle teknik müşavirlik faaliyetlerine talep, hemen daima kullanıcıların takdiri ve gönüllü isteği yerine büyük ölçüde yasal zorlama, tanzim ve regülasyon vasıtasıyla olmuştur. Önemli alt yapı projeleri bir yana, yasal zorlamalar ve ilgili belediye ve iskân mevzuatları olmasa, şahıs ve kuruluşların yaptırdıkları konut ve binalarda en temel mimarlık ve mühendislik hizmetlerine bile ne ölçüde bir gönüllü ve bilinçli talepte bulunacakları hususunda iyimser bir tahminde bulunabilmek güçtür. Denilebilir ki, fertlerin, toplumun ve hatta kamu kuruluşlarının aklına, teknik müşavirliğin daha önce pek düşünmedikleri ve gerek görmedikleri rolü, sadece sel, deprem gibi felaket ve aciliyet anlarında gelmekte ve böyle durumlarda da yıkılmış, göçmüş yapılar için yeterli ve hatta herhangi bir teknik müşavirlik hizmetinin satınalınmış olup olmadığına bakılmaksızın tüm bir meslek grubunun toptan suçlanması ile yetinilmektedir.

Bu gün kamu yatırımları arasında projesi olmayan işlerin yapımına geçilmesi yasaya göre mümkün değildir. Ancak gerekliliği ve faydasına inanıldığı bir bilinçlilikle gerçekleştirilmediği sürece, tıpkı son zamanlardaki kalite kontrol yöntemleri uygulamalarında olduğu gibi, bu yasal uygulamalar bir takım şekli uygunluk şartlarının sağlanmış olmasının ötesine geçememekte ve beklenilen fayda çoğu zaman ne yazık ki sağlanamamaktadır.

Kamu yönetimlerinin fizibilite ve planlama kavram ve faaliyetlerine bakışı ve onları algılayışı,  genellikle bir yasak savma yaklaşımı ile şekillenmektedir demek yanlış olmayacaktır. Bu nedenle de bu çok değerli artı değer üretme araçlarından, yıllardır, hemen hiç yararlanılamamış ve önemli miktarlardaki kaynaklar yanlış veya yeterli isabetle plase edilemeyip heba edilmiştir. Yine kamu yönetimlerinin tasarım ve yapım kontrollüğü işlerine yaklaşımı ise özellikle bir yıldır ciddi bir erozyonun işaretlerini vermektedir. Yasal zorunluluk hissedilmese, birçok yapım faaliyeti için adeta hiç bir tasarım paftası talebedilmeyecek ve bundan da mutluluk duyulacaktır.

Özetlenecek olursa teknik müşavirliğe talep yaratmak için, Dünyanın hemen her yerinde kaçınılmaz olarak ihtiyaç duyulan yasa, düzenleme ve regülasyonlar, ülkemizde de büyük ölçüde mevcuttur. Kamu kadrolarının tasarım ve yapım kontrollüğünden tamamen çekilmeleri halinde bu sürecin büyük ölçüde tamamlanmış olacağını söylemek te mümkündür. Ancak bu yasal ortam ve düzenlemeler, teknik müşavirlik faaliyetlerinin önemi, mahiyeti ve vazgeçilmez bir kalite unsuru olduklarının bilinçli bir algılanışı ile desteklenmiş olmaktan üzüntü ve kaygı verici derecede uzaktır.

 

Teknik Müşavirlik Yüksek Değer Yaratmalıdır.

 Değerli arkadaşlar tam bu noktada kendi özeleştirimizi yapmamız da kaçınılmaz görülmekte olup, öyle sanıyorum ki, kök sebepler fasit dairesini kırabilmemiz, ancak bu özeleştiriyi cesaret ve içtenlikle yapıp kendimizden kaynaklanan nedenleri ortadan kaldırmakla  mümkün olabilecektir.

Bu özeleştiriye, izninizle, biraz önce değindiğim bilinç yetersizliğinin, mesleğin içinde de giderek artan yoğunlukta gözlenmekte oluşunun çok daha üzücü olduğunu belirterek başlamak istiyorum. Öyle görünüyor ki, hizmeti arzedenlerin kaliteyi tutturamaması ile bu hizmeti yasal düzenlemeler nedeniyle almak durumunda olduklarını düşünenlerin bilinç yetersizliği, isteksizliği veya enazından yeterince önemsememeleri birbirlerini olumsuz bir geri beslemeyle azdırmaktadır. Bu durumda söz konusu yasal düzenlemeler olmasa, serbest ekonomi kuralları içerisinde, biteviye devam eden bu etkileşim talebin giderek belkide yok olmasıyla kendiliğinden kopacaktır. Bu mesleğimizin dibe vurması ve hatta yokolması demek olup, ülke için de asla kabul edilebilecek bir şey değildir. Bu durumda fasit daireyi arz tarafının yani bizlerin, kaliteyi tutturarak kırması tek çaredir. Bunu, bize yönelik olumsuzluklar ve bozucu geri beslemeye rağmen yapmak zorundayız.

Değerli arkadaşlar biz, sunduğumuz hizmetlerde gerçek ve büyük oranlarda katma değerler üretmek zorundayız. Bizim durumumuzda üstlenilen her iş, mesleğimizin gerekliliği ve katkılarını göstermek için bir fırsat addedilip, iyi değerlendirilmelidir. Teknik müşavirlik mesleğinde düşük kalitenin, ucuz fiyat ve ücretle telafi edilip sonuçta aynı müşteri memnuniyetinin sağlanabileceği bir harcı alem iş, veya bir kütlesel döküman üretimi ya da servis türü değildir. Özen ve gerçek bir gayretle doğru olduğuna inanılarak yapılmamış yani kaliteli olmayan bir fizibilite çalışmasının değeri daha mütevazi bir fiyat değil sıfırdır, hatta sebep olabileceği isabetsiz karar ve kaynak plasmanları nedeniyle bir negatif kara deliktir. Yapım kontrollüğü uygulamalarında sadece bir pozisyonun “kalite kontrol mühendisi” şeklinde isimlendirilmekte olmasını eleştirmemek hatta buna şaşmamak mümkün değildir. Mühendislikte kalite, daha en baştan teknik müşavirliğin planlama ve fizibilite aktiviteleri ile başlayıp yapım kontrollüğü ile devam ederek nihayetlenen bir bölünmez süreçtir. Teknik Müşavirlik, bu sürecin her aşaması ve anında, ürettiği ve kattığı gerçek değerle yeralabildiği zaman, yasal düzenlemelere ihtiyaç duymaksızın da kendi talebini yaratabilecek, fiyatlar da hakettikleri seviyelere ulaşabilecektir. Bu gerçekleşene kadar da, fiyatı ne olursa olsun, her teknik müşavirlik hizmeti ve eyleminin üstün bir kalite ve katma değer içermesi zorunludur.

Nasıl Yapmalı?

Peki bütün bunlar nasıl sağlanmalıdır? Bunu “Olabildiğince biraraya gelerek, birlikte hareket ederek” diye cevaplayabilirim. Biliyoruz ki “birlikte hareket etmek” bunun gerçekleştirilebileceği  bir alt yapıyı, bir platformu gerektirmemektedir. Bu noktada ise böyle bir platforma zaten sahibolduğumuzu, Türk Mimarlar Mühendisler ve Müşavirler Birliğimizin, ihtiyacımız olan beraber çalışma ve hareket etmenin gerekli platformu durumunda olduğunu memnuniyetle görüyoruz.

Açıklamaya çalıştığım problemlerin halli için tüm üyeler, birliğin, mesleğimizin iç denetim imkânlarına sahip, yetki, sorumluluk ve temsil imkânları ile donatılmış güçlü bir organı ve sesi haline gelmesine gönüllü olarak katkıda bulunmalıdırlar. Bu katkıyla birlikte, birliğin bu görev ve işlevlerini olabildiğince yasal bir zemine, regülasyonlar ve kurallar manzumesine dayandırabilmesi imkânları da tartışılıp araştırılmalıdır. Teknik müşavirlik mesleğinin, gerçek katma değer ve yarar üreterek gelişip gürbüzleşmesinin bugün taraftar bulan hiç bir siyasi sosyal doktrin ile de çelişen bir yanı bulunmayıp, ülke yararına olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle de mesleğin değer ve yarar üretmesi ana temeli üzerinde gelişmesi amacına yönelik birlik faaliyetlerinin, hiçbir doktriner suçlama ve marjinallik eleştirileri ile karşı karşıya kalma riski olmaması gerekir.   

Buraya kadar sunduğum açıklamalara göre teknik müşavirlik mesleğinin talep yaratmada halen ve sanırım daha uzunca bir süre yasal düzenlemeler ve regülasyonların korumasına ihtiyaç duyacağı ortadadır. Bu amaçla birliğimiz, ülkemizdeki hiç bir yapım ve yatırımın teknik müşavirlik hizmeti olmaksızın gerçekleştirilebilmesini önlemek için elinden geleni yapmalı ve böyle teşebbüslere üyelerinin desteği ile güçlü bir şekilde müdahele edebilmelidir. Aynı şekilde yeni kamu ihale yasasının başından beri bilinen ve bir yıllık uygulamayla daha da bariz bir şekilde ortaya çıkan aksaklıkları ve akıl dışı düşük tekliflerin önüne geçilmesi için ısrarla çalışılmalıdır.

Ancak birliğimiz, bu şekilde yaratılan ve tüm ölçülere göre halen çok cılız olduğuna işaret ettiğimiz talep ve fırsatların iyi kullanılmasını da iyi izlemeli ve mutlaka bir şekilde denetlemelidir. Teknik Müşavirliğin elinin değdiği bir yatırım veya faaliyet behemahal olumlu farkı ve kattığı değer ile ayırtedilebilmeli ve anlaşılabilmelidir. Bunun için hizmeti sunan üyelerimiz, işlerini yaparken de özellikle kamu işverenlerinin aşırı, hemen daima yerleşik köhnemiş rutinler veya günün şartlarından kaynaklanan siyasi ve idari müdahalelerinden korunup, mesleklerini bilim ve tekniğin gereklerine göre yerine getirebilmelidir. Teknik müşavir yaptığı işte yetkili ve etkili olabilmeli, ancak, bunun karşılığında da mutlaka gerekli ve yeterli sorumluluğu üstlenmelidir. Bu, bir olmazsa olmaz şart durumunda olup, yarar ve değer üretme amacı ile birlikte mesleğimizin ana ilkeleri arasında yer almalıdır. Bu amaçla mesleki sorumluluk sigortasının yaygınlaştırılması ve hatta tüm ihalelerin idari şartnamelerinde teknik müşavirin sorumluluğu kapsamında zorunlu hale getirilmesine çalışılmalıdır.

Değerli arkadaşlar, bunların ferdi çabalarla sağlanabilmesi imkânsızdır. Bu nedenle eğer birliğimizin bu problemlerle etkili ve yetkili bir şekilde uğraşmasını sağlayamazsak ve onu bir şekilde mesleki kalitemizin garantisi haline getiremezsek, bir zamanlar muhtemelen sayımız çok az olduğu için sahibolduğumuz saygınlığı yeniden kazanmak zor olacaktır.

Yüksel DOMANİÇ

Ankara, 20 Mart 2004

 

Site Haritası    Yorum     Arama

Yorumlarınızı veya sorularınızı armandomanic@ydomanic.com adresine gönderebilirsiniz.
Güncellenme Tarihi: 26/02/07